(A)Sosyal (KO)Medya

Kim, ne zaman, ne şekilde bir isimlendirme ile çıkıp da Sosyal Medya kavramını ileri sürdü bilmiyorum. Ama Andreas Kaplan ve Michael Haenlein’in 2010’daki tespitine göre Sosyal Medya; “Web 2.0 üzerinde ideolojik ve teknolojik içeriklerin, yapılanmaların kullanıcı merkezli bir şekilde üretilmesine ve geliştirilmesine izin veren  internet tabanlı uygulamaların bütününe” denilmekte.

Böyle tanım cümlesinin bir adım ötesine gidersek özetle şudur aslında; kullanıcı içeriğinin kendisi ve yayıldığı, yayınlandığı, paylaşıldığı her tür platformun genel adıdır. Aklıma takılan 2 husus var efendim bu bağlamda.

  1. Neden Medya ismi ile yola çıkılmış.
  2. Medya neden yetmemiş de önüne Sosyal nitelemesi kondurulmuş.

Üstü çok kapalı olmayan bir giydirme var. Ayan beyan medya ‘nın mevcut haline bir iğneleme söz konusu. Sosyal olmayan bir medya boşluğu vardı ve internet tabanlı kullanıcının içeriğini odak noktasına koyan bir anlayış ile kapıları kırıp, tüm evlere giren bir dizi platformun varlığından söz edebiliriz.

Niteleme önemli bir husustur. Öyle ki; tüm algımızı da yönetir. Bakış açımızı da. Duruşumuzu da, gidişimizi de. Tıpkı 1980’den 2000’li yıllara kadar süregelen lakaplı futbolcular gibi. Hatırlarsınız sanıyorum. Bahsettiğim dönemdeki futbolculardan ön plana çıkanların çeşitli lakapları olur ve onlar o lakapları ile anılırdı hep. Bizdeki iz düşümleri de, konumlanışları da hep farklı olurdu.

Bugün baktığımızda kaç oyuncunun lakabı var? Ciddi olarak soruyorum. Kaç futbolcunun sizdeki yeri bir lakap ile, takma bir isimle iç dünyamızdaki konumlanışı nasıl durabilirdi acaba? Merak konuları bunlar. Böyle bir takma isimle nitelediğimiz, etiketlediğimiz kişilere farklı baktığımız çok aşikar sanıyorum.

Dolayısıyla, güvenlikli siteler, yeşil alanlı bloklar, sağlıklı yaşamlar vs derken bir dizi suni gündemlerle çevreleniyor ve bize verileni belki de çok sorgulamadan kabul ediyoruz. Sosyal Medya ‘da bunun gibi bir şey sanırım. Peki bu niteleme ile daha etkileşimli, yüz yüze daha fazla temasın olduğu, tek taraflı değil de çok taraflı bir sistem olduğunu ileri sürenler ne kadar farkında ve ne kadar samimi acaba? Bunu cidden merak ediyorum.

Hatırladığım kadarıyla, gazetecilik dediğimiz, medyanın bir alt unsuru olan meslek erbabının temsilcileri sıklıkla işlerinin ne kadar zor, ne kadar çetin ve ne kadar değerli olduğunu sıklıkla vurgular, bir habere ulaşma, onu elde etme ve insanlarla paylaşma sürecinde bir dizi etkileşimden geçtiklerinden bahseder, dururlardı. Televizyonlardaki habercilikte de bu böyleydi. Gazetedeki köşe yazarlarında da, yazı dizilerinde de. Birçok yere gidip, temas kurmaya çalışan gazeteci bir dizi malumatı toparlayıp, işleyip okurlara, izleyicilere ve dinleyicilere sunmak üzere çalışır, emek sarfederdi. Ne değişti de bu geleneksel medya’nın sosyal olmadığı, ya da yeterince sosyal olmadığı izleniminden hareket edilip, internet mecrasında yer alan kimi platformları da toparlayarak Sosyal Medya gibi bir isimlendirme ile sahne almasına tanık olduk bizler. Hala daha, tüm gazetelere, gazetecilere, televizyonculara, habercilere ve hatta magazincilere bile uğrasak ve bu konu üzerine konuşsak sanıyorum ki; Bakkal ve Pazar esnafından sonra en sosyal meslek erbabı olarak kendilerini görürler. Haberin oluşumunda yüz yüze bir dizi görüşme, saha röportajları, konu uzmanları vb gibi bir dizi eylemi ne açıdan asosyal olarak görmekteyiz bilemiyorum açıkçası.

Sonda söyleyeceğimi şimdi söylemem gerekirse, bu işin bencesi, internet mecrasıdır. Bu bir mecradır, internet üzerine konuşlanmıştır ve internet üzerinden bir dizi söylem üretilmekte, evrilmekte ve yorumlanmaktadır. Mesele de budur. Sütlü çay değil yani.

Sosyal Medya’nın üretiminde; tüketiminde ne denli bir asosyalliğin işlediğini görmemek ise başımızı kuma gömmekten farksız gibi geliyor. PC’ler, mobil cihazlar, tabletler derken herkesin baktığı tek şey farklı inch’lerdeki ekranlar. Daha parlağı, daha büyük kapasitelisi, daha hızlısı ve daha modasının ön plana çıktığı cihazlarla takipteyiz. Özelleştirilmeksizin her türlü malumatın yoğun bir şekilde üzerimize yağdığı, zaman zaman ve hatta gün içerisinde tsunami gibi etkilerle bizi boğmakta olduğunu düşünüyorum. Ekranlar, klavyeler ve aman geride kalmayayım endişesi ile sokağa çıkmayan, sinemayı netten izleyen, yemeği web’ten sipariş eden, akaryakıt hariç tüm alışverişi hemen hemen internetten yapabilecek düzeye gelen modern insanın sosyalliği nerede kaldı diye soruyorum bir süredir. Üstelik bundan ben de muzdarip durumdayım.

Siyasetçilerin siyasetlerini Twitter’dan yapmaya başladığı, kampanya dünyasının Facebook platformuna taşındığı, viral yapımların da her 2 kanaldan hızla ilerlediği bu ilginç düzeneğin sosyallikten uzak olduğu aşikar. Çocukluk zamanlarımızda geniş katılımlarla yapılan doğum günlerini sms’lere dönüştürmüş iken, çok kısa bir sürede Facebook üzerinden kutlamalar ile 4-5 sn’ye indirgemiş olduk. Vefat haberlerini ve taziyelerini yine bu mecralarla yapıp, insana temas etmeyen, dokunmayan araçlarla havada kalan bir takım davranışlarımız oluyor.

O kadar abartılmış ki; 2010 yılı içerisinde iyice gündeme oturan bu sosyal medyanın sertifika programı bile olmuş. Buyrun : http://www.khas.edu.tr/egitim/rektorluge-bagli-birimler/yasam-boyu-egitim-merkezi/sosyal-medya-uzmanligi/sosyal-medya-uzmanligi-sertifika-programi.html

Üstelik 72 saatlik program (3gün) kişi başı 2,400 TL + KDV ile ücretlendiriliyor. Ekşi sözlüğe “sosyal medya” başlığına ilk giriş Temmuz 2009’da yapılmış. Yani bu denli taze bir mesele ama tüm şirketleri, tüm politikaları hatta ve hatta daha da ilerleyip bir takım milletlerin ve devletlerin kaderini değiştirebilir hale geldiği iddia edilen bir şeyden bahsediyoruz. Bu bana garip geliyor. Bu kadar önemseniyor olmasını çok doğru bulmuyorum.

Piyasadaki Sosyal Medya Uzmanları, Danışmanları ve firmaları ile geniş bir kitlenin ne zaman ve ne şekilde açığa çıktığını da tam anlayabilmiş değilim. Ne zaman yetişti bu insanlar, nasıl bir anda duyurdular kendilerini, nasıl beceriler gerekiyor acaba? Bu da ayrı bir sorular kümesi benim tarafımda.

Sosyal Medya denilmesini de yukarıda açıkladığım sebeplerle oturmayan bir ifade olarak gördüğümü belirtmem gerekiyor bir kez daha. Bu şeyin tek avantajlı yani hızlıca paylaşılabilir, geniş kitlelere yayılabilir olmasıdır bence. Ama bunu ciddi bir medya olarak yorumlamak, sosyal olarak nitelemek, geleneksel medyaya satır aralarında giydirmek pek mantıklı gelmiyor açıkçası.

Facebook kullanımı ile ilgili Yüce Zerey ‘in yapmış olduğu bir çalışmayı da şuradan inceleyebilir, adam haklı beyler diyebilirsiniz. http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/05/Memleketimin-Facebook-Motivleri.jpeg

Sosyal Medya adı verilen dünyada edinilen “network” ne kadar işlevsel ve hakikaten faydalı. Twitter’da gelişigüzel şekilde insanları takip edip, 1-2 gün bekleyip, kendisini de follow ettirip, sonra unfollow eden insanların zihni yapılanmaları nasıl acaba? Trafikte sollandığında anasına küfür yemiş gibi algılayan kişilerden ne kadar farkı var bu kişilerin? Ya da; Facebook’ta 4500 küsür arkadaşım var diyen güzel insan; sorarım sana! Sen öldüğünde kaçı cenazene gelir, kaçı yakınlarınla acını paylaşır ki?

Etrafımıza örülen bu yapay ağın örümcek ağından ne farkı var ki? Yapıştık mı, kurtulabilene helal olsun!

Reklamlar

One thought on “(A)Sosyal (KO)Medya”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s