Ink : Biz Uyurken Neler Oluyor?

Filmlerin pahalı prodüksiyonlu, ünlü oyuncularla bezeli olmasına oldum olası mesafeli oldum. Para ile değil, kafa ile yapılması gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla mesaj verebilen, bir derdi olan, düşündüren, sorgulattıran filmleri oldum olası sevdim.

Benim için önemli olan bir kaçı; The Matrix, The Lord of the Rings, Truman Show, Pulp Fiction, The Green Mile, Forrest Gump, V for Vendetta, Garden State, Brave Heart, Eternal Sunshine of the Spotless Mind…

Bu tarz filmlerden biri de Ink filmi. 2009 yapımı, düş ile kabusun savaşımı gibi diyebiliriz özetinde. Mürekkep diye çevirebileceğimiz bu filmi izledikten sonra çok etkilendiğimi söylemem gerek. Psikoanalitik terapi metodolojisinde kullanılan Rorschach Mürekkep testini anımsatmıştı ilk duyduğumda. Özellikle tematik çok fazla öğe yer alıyor filmde. Yönetmen Jamin Winans’ın farklı dinlerdeki rüyalar, hayaller ve metaforlara ilişkin iyi araştırma yaptığını söyleyebilirim.

Başlarında anlaşılması güç bunu kabul edelim. Ama ilerledikçe, sabrettikçe açılan ve kendi akışına sizi de alan bir film haline dönüşüyor. Beyaz yakalı insanların, modern insanın hayatına, çatışmalarına, rüyalarına, gecesine ve gündüzüne güzel bir bakış attığını söyleyebiliriz.  Yüzüklerin efendisinde yüzüğün gitmesi gerektiği yere ulaşması için nasıl karmaşık bir mücadele veriliyor, bir ekip kurulup 3 film süren bir serüven oluyorsa; Ink’te de hoş ve masalsı yolculuğa tanıklık ediyoruz. Şöyle ki;

Alışılmış aksine bir başlangıcı ve gidişatı var. Rüya üzerine diyebiliriz özetle. Başlangıcındaki sahnelerde korku teması var diyebilirim. Anlaşılmaz bir başlangıcı ve gidişatı var. Buralarda kasmak yerine akışa bırakmak en doğrusu olacak. Korku filmlerinden hoşlanmam genelde; afişinde ve isminden aldığım gerilimi filmden almadığımı beyan etmem lazım. Korkutucu gibi olsa da, film ilerledikçe korku öğeleri azalıyor.

Ortalara geldiğinde kafada sorular birikiyor. Katılan karakterler ile, iyi ve kötünün savaşına tanık olsak da sorular birikiyor. Bu dünya ile öbür dünya arasında gel-git yaşarken bir yandan da sorulara yanıt aramaya devam ediyoruz.

Hikayesi ve bakışı ile beni çok etkileyen bu filmi, postmodern bir masal olarak niteleyebiliriz. Afişinde de yazıldığı üzere; hikayesi ve bakışı ile kalbinizi durduracak bir film nitelemesi var. Farklı bir film olduğunu kabul edelim. İzleyici kitlesini ikiye bölecek bir film aslında. Bir kesim hiç beğenmezken, bir kesim çok sevecek. Ağlayan bile olabilir.

Günün 4/4 ‘lük bir akışta gitmesi gerektiğini empoze eden modern dünyaya, 1,2,3,4(one, two, three,four) ritmi ile eleştiride bulunduğunu düşünüyorum. Filmin kendi başına eleştirel bir tarafı olduğunu da belirtmek lazım tabii ki. Mükemmeliyetçi anlayışa 1’den 4’e ritm tutarak mesajını iletiyor.

Jacob adli kor karakterin, kızın babasına ihtiyacı var ve biz de onu ulaştıracağız diyip, ufak bir kaza hazırlaması sırasındaki söylemleri aşağıya aldım;

hepsi birer reaksiyon!
bir olay sonraki olayın sebebi oluyor.
bir adamın zayıf noktası varsa, kusurludur.
bu kusur da onu suca goturur.
suc da utanca goturur.
onurundan ve gururundan taviz verdiği bir utanca.
onur ba$arisiz olursa,
umutsuzluk galip gelir ve hepsi adamın yıkımına neden olur.
bu da onun kaderi olur.

Bu da o harika anların videosu;

Ink karakterinin kendisiyle yüzleşmesi, film sonundaki küvetli sahne, karabasanların tiplemesi ve camların arkasından bakıyor olmaları, pathfinder’ın koşması…kısacası beni etkileyen özellikle son sahneleri için bile izlenmesi gereken bir film.

Özetinde şunu söyleyebilirim;

Mükemmel bir masalsı kurgu, başarılı oyunculuklar, izleyiciyi yormayan görsellik, hoş müzikalite, başarılı kurgu ve gerçek bir mesaj. Tam ve yerinde bir güzelliğe sahip.

Özellikle, öncelikleri belirlemekte ve iyi ile kötüyü ayırt etmede zorlanan, işi ile ailesini karıştıran, korkular, karabasanlar ve hayaller arasında kalan modern insanı tam kalbinden yakalayabilen bir film olduğunu düşünüyor ve herkese tavsiye ediyorum.

“One Two Three Four, One Two Breathe Four, One Two Three Don’t Die…”

Genel Tanıtım Yazısı :

Jamin Winans yönetmenliğindeki Ink Filminin kısa konusunu sizlere izlemeniz için özetlersek Işıklar söndüğünde ve şehir uyuduğunda 2 güç ortaya çıkar..Onlar bizleri bu gücün dışında tutabilmek için görünmezdirler..İki farklı gücü temsil eden bu gruplar rüyalarımız aracılığıyla ruhlarımız için savaşırlar..Gruplardan birisi, umutlarımızı destekler ve iyi rüyalarımız aracılığıyla bizlere güç verirler..Diğer grup ise kabuslarımızdan yararlanarak bizleri çaresizliğe doğru sürükler..Baba ve kız olan John ve Emma, fantastik hayal-dünyasındaki bu iyilerin ve şeytani güçlerin arasındaki alaycı aşk hikayesine, kayıplar ve vaat arayışları içerisinde saplanırlar..

Reklamlar

2 thoughts on “Ink : Biz Uyurken Neler Oluyor?”

  1. Sezai Bey,
    III. Turizmde İnsa Kaynakları Gelişimi Sempozyumuna yetenek yönetimi konusunda konusmacı olarak gelmek ister misiniz?
    detaylı bilgi:
    http://www.inkay.net
    detayları sonra konusabiliriz. İletişim adresi bulamayınca burya yazma gerği duydum.
    sepozyum koordinatörü
    Osman ÇALIŞKAN

    1. Merhaba Osman Bey,

      kayaoglu et gmail nokta com yada sezai.kayaoglu et turktelekom.com.tr adresimden benimle iletişime geçebilirsiniz.

      İyi çalışmalar dilerim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s